Ana Sayfa EdebiyatSeine’da Kaybolan Yüzük

Seine’da Kaybolan Yüzük

yazar W.Shakespeare
0 yorum
A+A-
Sıfırla

Seine’da Kaybolan Yüzük

Kayıp Eşya Bürosu

Paris, 2023. Sonbahar, yapraklar yerlerde, Seine Nehri’nin suları gri bulutları yansıtıyordu. Şehrin turist kalabalığı azalmış, yerini daha sakin, daha içe dönük bir atmosfere bırakmıştı. Her zamanki gibi Eyfel Kulesi ışıldıyor, Notre Dame’ın iskelesinde martılar konuşuyor, Montmartre’ın dar sokaklarında ressamlar fırçalarını temizliyordu.

Ama şehrin en tenha köşelerinden biri olan Seine Nehri’nin sağ kıyısında, küçük bir dükkân vardı. Camına “Kayıp Eşya Bürosu” yazılmıştı. Burası, Paris’in unutulmuş eşyalarının toplandığı, sahiplerini beklediği, bazen de asla geri alınmadığı bir yerdi. Şemsiyeler, eldivenler, anahtarlıklar, cüzdanlar, kitaplar, fotoğraf makineleri… Ve bir de yüzükler.

Dükkânın sahibi Arthur Lenoir adında, elli yaşlarında, gözlüklü, sessiz bir adamdı. Yıllardır bu dükkânı işletiyor, gelen eşyaları kaydediyor, sahiplerine ulaşmaya çalışıyordu. Ama bir gün, cam vitrinin önünde duran bir kutu dikkatini çekti. Kutu, eski bir mücevher kutusuydu. Üzerinde “M” harfi kazılıydı. İçinde ise tek bir yüzük vardı. Altın, ince işlemeli, iç kısmına bir tarih kazınmış: 15 Haziran 1944.

Arthur, yüzüğü kayıtlara geçirdi. Ama o gün, dükkânın kapısından içeri genç bir kadın girdi. Adı Chloé‘ydi. Yirmi sekiz yaşında, Kanada’dan gelmiş bir gazeteciydi. Büyükannesinin vasiyetini yerine getirmek için Paris’teydi. Büyükannesi ona ölmeden önce şöyle demişti: “Seine’ın kıyısında bir dükkân var. Oraya git. Babamın yüzüğünü al. Ve onu sahibine ver.”

Chloé, büyükannesinin babasını hiç tanımamıştı. O, İkinci Dünya Savaşı’nda Paris’te kaybolmuştu. Aileye göre bir direnişçiydi, ama kesin bilgi yoktu. Tek kanıt, bu yüzüktü.

Chloé, dükkânın kapısını açtı. Arthur’un gözleriyle karşılaştı. “Bir yüzük arıyorum” dedi. “Eski, altın, üzerinde tarih yazılı.” Arthur, “Kaç yüzük biliyor musun?” diye sordu. Chloé, “Bilmiyorum. Ama bu yüzük, ailemin sırrını çözecek.”

Arthur, kutuyu çıkardı, açtı. Chloé’nin kalbi durdu. İşte yüzük buydu. Tıpkı büyükannesinin tarif ettiği gibi.

Arşivlerin Derinliği

Chloé, yüzüğü alıp Paris’te araştırmaya başladı. Savaş arşivlerini taradı, direnişçilerin kayıtlarını inceledi, yaşlı tanıkları dinledi. Ama her yol çıkmaza giriyordu. Ta ki bir gün, bir antikacı ona Marc Lavelle adında bir tarihçiden bahsedene kadar. Marc, İkinci Dünya Savaşı konusunda uzman, aynı zamanda bir yazardı. Paris’in göbeğinde, Seine kıyısında küçük bir ofisi vardı.

Chloé, Marc’ın ofisine gitti. Kapıyı çaldı. Açan adam, otuz beş yaşlarında, dağınık saçlı, gözleri mavi, yüzünde sürekli düşünen bir ifade olan bir adamdı. “Marc Lavelle?” diye sordu Chloé. “Benim” dedi adam. “Siz de gazeteci Chloé olmalısınız. Duyduğum kadarıyla bir savaş sırrının peşindesiniz.”

Chloé, yüzüğü gösterdi. Marc’ın gözleri parladı. “Bu yüzük” dedi, “benim de araştırdığım bir hikâyenin parçası. 1944’te, Paris’in kurtuluşundan bir gün önce, bir direnişçi bu yüzüğü Seine’ya atmış. Sevgilisi onu beklemiş, ama geri dönememiş.”

Chloé, “Kimdi bu direnişçi?” diye sordu. Marc, “Adını bilmiyorum. Ama izini sürebiliriz.”

O andan itibaren Chloé ve Marc birlikte çalışmaya başladı.

İki Yalnız Kalp

Günler geçtikçe, birlikte arşivlere gidiyor, yaşlı mahalle sakinlerini ziyaret ediyor, haritalar karıştırıyorlardı. Ama her geçen gün, birbirlerine daha da yakınlaşıyorlardı.

Chloé, Marc’ın ofisinde gece geç saatlere kadar kalıyor, onun kitaplığındaki nadir eserleri inceliyor, Marc ise ona kahve yapıyor, tarihi anekdotlar anlatıyordu. Bir gece, Seine kıyısında yürürken Marc, Chloé’nin elini tuttu. “Sana bir şey söylemeliyim” dedi. Chloé, “Söyle” dedi. “Ben de sana söyleyeceğim bir şey var.”

Marc, “Ben başlayayım” dedi. “Bu yüzüğü bulmamızın tek sebebi tarih değil. Sen.”

Chloé sustu. Marc devam etti: “İlk gördüğümde, içimde bir şey kırıldı. Sonra anladım ki, o kırılan aslında yalnızlığımmış.”

Chloé gülümsedi. “Ben de aynı şeyi hissettim” dedi. “Ama korkuyorum.”

Marc, “Neden?” diye sordu. Chloé, “Çünkü bu araştırma bitince, belki de birbirimizi kaybederiz.”

Marc, “Kaybetmek yok” dedi. “Yemin ederim.”

O gece, Seine’ın ışıltılı sularının altında, ilk kez öpüştüler.

Sır Perdesi Aralanıyor

Araştırmalar sonuç verdi. Yüzüğün sahibi, Henri Fournier adında bir direnişçiydi. 1944’te, Paris’in kurtuluşundan bir gün önce, Almanlarla yapılan bir çatışmada ölmüştü. Sevgilisi Marguerite, onu yıllarca beklemiş, her gün Seine’ın kıyısına gidip yüzüğü aramıştı. Ama bulamamıştı.

Yüzük, ancak yetmiş yıl sonra bir balıkçı ağına takılmış, Arthur’un dükkânına getirilmişti.

Chloé, büyükannesinin aslında Henri’nin kızı olduğunu öğrendi. Büyükannesi, babasını hiç tanımamış, sadece bir fotoğraf ve bu yüzüğün hikâyesiyle büyümüştü.

Marc, “Artık yüzüğü sahibine verebiliriz” dedi. Chloé, “Sahibi ölmüş” dedi. Marc, “Hayır” dedi. “Sahibi, senin büyükannenin kalbi. Onu toprağa gömmeliyiz, birlikte.”

Veda ve Başlangıç

Chloé, büyükannesinin memleketi Normandiya’ya gitti. Marc da onunla birlikteydi. Deniz kenarında, büyükannenin en sevdiği kayalığın dibine yüzüğü gömdüler. Üzerine küçük bir taş koydular.

Chloé ağladı. Marc, ona sarıldı. “Artık tamamlandı” dedi. Chloé, “Bitti mi?” diye sordu. Marc, “Bir hikaye bitti” dedi. “Ama başka bir hikaye başlıyor.”

Chloé, “Nasıl bir hikaye?” diye sordu. Marc, “Seine’da kaybolmayan bir aşkın hikayesi” dedi.

O gece, Normandiya’nın yıldızları altında birbirlerine sonsuza dek söz verdiler.

Yüzük Hâlâ Orada

Chloé ve Marc, Paris’e döndü. Marc, kitabını bitirdi. Chloé ise gazeteciliği bırakıp bir tarih dergisinde çalışmaya başladı. Her akşam Seine kıyısında yürüdüler, bazen Arthur’un dükkânına uğradılar, bazen de sadece suyun akışını izlediler.

Bir gün Arthur, onlara bir kutu daha verdi. İçinde, Henri’nin Marguerite’e yazdığı son mektup vardı. Mektupta şunlar yazıyordu:

“Sevgilim, yüzüğü Seine’ya atıyorum. Ama merak etme, bir gün birileri bulacak. Ve onlar bizim bitiremediğimiz hikâyeyi tamamlayacak.”

Chloé mektubu okudu, Marc’ın elini tuttu. “Tamamladık” dedi. Marc, “Henüz değil” dedi. “Daha yazacak çok şey var.”

Ve yazdılar. Birlikte. Her gün, her an, her nefes.

Yüzük hâlâ denizin dibinde. Ama belki de en doğru yerde. Çünkü aşk, bazen kaybolmak için vardır. Bazen de bulunmak için.

Paris, her zamanki gibi ışıldıyordu. Seine akıyor, martılar uçuyor, bir aşk daha başlıyordu.

Bunu da Beğenebilirsiniz

Yorum Bırak