King Lear
Tahtın Gölgesinde Bir Babanın Çılgınlığı
William Shakespeare’in en derin, en karmaşık ve en evrensel trajedilerinden biri olan King Lear, ilk kez 1606 yılında, Kral I. James’in huzurunda sahnelenmiştir . Bir İngiliz kralının, krallığını üç kızı arasında paylaştırma kararıyla başlayan bu oyun, aslında insanlık durumunun en karanlık yönlerini; nankörlüğü, ihaneti, adaletsizliği, deliliği ve varoluşsal yalnızlığı sorgular.
Oyunun temel kaynağı, efsanevi bir İngiliz kralı olan Leir’in hikayesidir . Shakespeare bu hikayeyi, Sir Philip Sidney’in “Arcadia” adlı eserindeki bir bölüm ve diğer bazı kaynaklarla birleştirerek yeniden yazmıştır . King Lear, Shakespeare’in en uzun oyunlarından biridir ve 17. yüzyılda, muhtemelen çok karamsar bulunduğu için, sahnede mutlu sonla oynanmıştır . Oyunun orijinal, trajik sonu ancak 19. yüzyılda yeniden sahnelenmeye başlanmıştır .
King Lear, “kral” ve “baba” olmak üzere iki temel kimliği birden yitiren bir adamın hikayesidir. Lear, tahtı bırakarak, aslında gücünü, aklını ve sonunda da insanlığını kaybeder. Oyun, bir aile trajedisi olarak başlayıp, bir devlet trajedisine dönüşür ve sonunda evrensel bir boyut kazanır. Öyle ki, oyunun sonunda, “Katlanmak, bir insanın kaderidir” (The weight of this sad time we must obey) diyerek, hayatın acı gerçeklerine teslim olmaktan başka çare olmadığını söyler .
Karakterler: Krallığın Kırılgan Yüzleri
Kral Lear, Shakespeare’in en büyük trajedi kahramanlarından biridir. O, hata yapan, çok geç fark eden ve bedelini ağır ödeyen bir babanın ve kralın hikayesidir.
1. Kral Lear
Britanya’nın yaşlı kralı. Oyunun başında, krallığını üç kızı arasında paylaştırmaya karar verir. Kendisini en çok seven kızına en büyük payı vermek ister. Dalkavukluk eden büyük kızları Goneril ve Regan’a inanır, kendisini gerçekten seven en küçük kızı Cordelia’yı ise mirastan mahrum eder ve onu reddeder.
Lear, oyun boyunca akıl sağlığını giderek yitirir. Fırtınalı bir gecede, delilerle birlikte bozkırda dolaşır. Bu delilik hali, aslında onun bir nevi uyanışıdır; krallığın maskesini, dalkavukluğun sahteliğini ve gerçek sevginin ne olduğunu ancak aklını yitirince fark eder. Lear, sonunda kızı Cordelia ile kavuşur, ancak onun ölümüne dayanamaz ve bir keder kurbanı olarak ölür.
2. Cordelia
Kral Lear’in en küçük ve en sevdiği kızı. Oyunun en masum, en dürüst ve en asil karakteridir. Babasına olan sevgisini, ablası Goneril ve Regan gibi abartılı sözlerle değil, “Seviyorum, sevdiğim kadar, ne fazla ne eksik” diyerek ifade eder. Bu dürüstlüğü, babasının gazabına uğramasına ve mirastan mahrum kalmasına neden olur.
Fransa Kralı ile evlenen Cordelia, babasının başına gelenleri duyunca bir ordu toplar ve onu kurtarmaya gelir. Ne yazık ki, savaş esiri olur ve Lear’ın gözleri önünde idam edilir. Cordelia’nın ölümü, oyunun en trajik anıdır ve Lear’ın ölümüne doğrudan neden olur.
3. Goneril ve Regan
Kral Lear’in iki büyük kızı. Dalkavukluk ve ikiyüzlülüğün sembolüdürler. Babalarını tahttan indirdikten sonra, onu huzurevinde bırakır, adamlarını azaltır ve ona saygısızlık ederler. Goneril ve Regan, aynı zamanda birbirlerine de ihanet ederler; ikisi de Gloucester’ın piç oğlu Edmund’a âşık olur. Goneril, sonunda Regan’ı zehirler ve ardından intihar eder.
4. Gloucester Kontu
Lear’ın sadık bir arkadaşı ve vassalıdır. Oyunun bir alt hikayesini oluşturan Gloucester, Lear ile paralel bir hikaye yaşar. Meşru oğlu Edgar’ı, piç oğlu Edmund’un bir oyunuyla reddeder. Oğlu Edmund tarafından ihanete uğrar, gözleri kör edilir ve “kayalıklardan atlamak” üzere kandırılır. Sonunda, oğlu Edgar ile kavuşur, ancak sevinçten kalbi dayanamaz ve ölür.
5. Edmund
Gloucester’ın piç oğlu. Oyunun en önemli kötü karakterlerinden biridir. Babasının meşru oğlu Edgar’ı, mirastan mahrum etmek için bir plan yapar. Yaptığı büyük ihanetlerle (babasını ele vermek, Goneril ve Regan’ı birbirine düşürmek), bir nevi sosyal düzeni yıkmaya çalışır. Sonunda, kardeşi Edgar tarafından öldürülür.
6. Edgar
Gloucester’ın meşru oğlu. Oyun boyunca bir suikast girişiminden kaçmak için “Poor Tom” (Zavallı Tom) adında, deli bir dilenci kılığına girer. Babasının kör edilmesine şahit olur, onu intihardan kurtarır ve sonunda babasının katili olan Edmund’u öldürür. Edgar, oyunun sonunda hayatta kalan en önemli karakterdir ve krallığın yeniden inşasında rol alır.
7. Kent Kontu
Lear’ın en sadık vassalıdır. Lear’ın Cordelia’yı reddettiğini protesto eder ve bu nedenle sürgün edilir. Sürgündeyken kılık değiştirerek Lear’a hizmet etmeye devam eder. Lear’ın yanında, onun son anlarına kadar ona sadık kalır.
8. Soytarı (The Fool)
Lear’ın yanında olan, ona acı gerçekleri söyleyen, bir tür bilge soytarıdır. Onun sözleri, oyunun en keskin eleştirilerini içerir. Lear aklını yitirirken, Soytarı da ortadan kaybolur. Soytarı’nın Lear ile birlikte kaybolması, aklın yitirilmesiyle birlikte gerçeğin de sustuğunu gösterir.
Özet: Bir Kralın Trajik Çöküşü
Oyun, Kral Lear’ın, krallığını üç kızı arasında paylaştırmak için onlardan kendisini ne kadar sevdiklerini söylemelerini istemesiyle başlar.
1. Perde – Hata ve Sürgün:
Goneril ve Regan, babalarına olan sevgilerini abartılı bir şekilde anlatırlar. Lear, onların bu dalkavukluklarına inanır ve krallığını onlara paylaştırır. Sıra Cordelia’ya gelir. Cordelia, babasına olan sevgisini “Seviyorum, sevdiğim kadar, ne fazla ne eksik” diyerek ifade eder. Bu dürüstlük, Lear’ın gazabına neden olur. Cordelia’yı mirastan mahrum eder ve onu reddeder. Fransa Kralı, Cordelia’yı yine de kendisine eş olarak alır.
Lear’ın sadık vassalı Kent, Cordelia’nın haksızlığa uğradığını haykırır ve sürgün edilir. Bu sırada, Gloucester’ın gayrimeşru oğlu Edmund, babasını ve meşru kardeşi Edgar’ı kendisine karşı doldurarak bir ihanet planı kurar.
2. Perde – İhanet ve Nankörlük:
Lear, kızları Goneril ve Regan’ın yanına gider. Goneril, babasının şövalyelerini azaltmasını ister. Lear buna çok öfkelenir ve Regan’ın yanına gitmeye karar verir. Regan da Goneril’den farksızdır. İki kız, babasını bir huzurevinde bırakmaya, onunla alay etmeye ve adamlarını tamamen dağıtmaya karar verir. Lear, bu nankörlük karşısında aklını yitirmeye başlar. Fırtınalı bir gecede, delilerle birlikte bozkıra dolar.
3. Perde – Delilik ve Felaket:
Lear, fırtınada çılgına dönerken, Kent ve Soytarı ona eşlik eder. Aynı sırada, Edmund, babası Gloucester’ı Lear’a yardım ettiği gerekçesiyle ele verir. Cornwall Dükü, Gloucester’ın gözlerini kör eder.
4. Perde – Körlük ve Kavuşma:
Gloucester, kör edildikten sonra, kılık değiştirmiş oğlu Edgar (Zavallı Tom) tarafından “intihar”dan kurtarılır. Cordelia, bir Fransız ordusuyla birlikte Dover’a çıkar. Hasta ve aklını kaybetmiş Lear ile Cordelia kavuşur, ancak Lear onu tanımakta zorlanır. Bir tarafta Goneril, Regan ve Edmund’ın kurduğu düzen, diğer tarafta Cordelia’nın ordusu savaşır. Cordelia’nın ordusu yenilir, Cordelia ve Lear esir düşer.
5. Perde – Trajik Son:
Edmund, Cordelia’nın idam edilmesi için emir verir. Goneril, Regan’ı zehirler. Edgar, Edmund ile düello yapar ve onu öldürür. Lear, Cordelia’nın idam edildiğini öğrenir ve onun cansız bedenine sarılır. Bir an Cordelia’nın nefes aldığını sanır, ama ne yazık ki ölmüştür. Lear, bu acıya dayanamaz ve kalbi dayanmayarak ölür. Oyunun sonunda, Kent, Albany ve Edgar gibi hayatta kalan karakterler, krallığın başına geçer ve yaraları sarmaya çalışır. Ama iş işten geçmiştir.
Temalar: Oyunun Derinlikleri
Kral Lear, belki de Shakespeare’in en karmaşık ve felsefi oyunudur. Temalar, oyunun her katmanında işlenir.
- Dalkavukluk vs. Samimiyet: Oyun, dalkavuk sözlerin ne kadar sahte olduğunu ve gerçek sevginin sadece eylemle kanıtlanabileceğini gösterir. Lear, abartılı sözlere inanarak, gerçek sevgiyi görmezden gelir ve bunun bedelini çok ağır öder.
- Adaletsizlik ve Adalet Arayışı: Oyun, dünyanın adaletsizliğini ve masumların çektiği acıları sorgular. Lear, deliliği sırasında “Adalet nedir?” sorusunu sorar. Gloucester da kör edilirken “Nasıl olur da tanrılar buna izin verir?” diye haykırır. Oyun bu sorulara kesin bir cevap vermez, sadece acımasız bir tablo çizer.
- Delilik ve Bilgelik: Lear’ın deliliği, onun bir tür “bilgeliğe” ulaşmasını sağlar. Kral iken göremediği gerçekleri, deliyken görür. Soytarı’nın akıllı sözleri, Lear’ın çılgınlığıyla birleşir. Oyun, “delilik” ile “bilgelik” arasındaki sınırları sorgular.
- Nankörlük ve İhanet: Oyunun ana teması nankörlüktür. Goneril ve Regan’ın babalarına karşı nankörlüğü, Lear’ın yıkımına neden olur. Edmund’ın babasına ihaneti, Gloucester’ın trajedisidir. Oyun, aile bağlarının ne kadar kırılgan olabileceğini gösterir.
- Körlük ve Görme: Fiziksel körlük (Gloucester) ve manevi körlük (Lear) oyunun temel metaforlarıdır. Lear, kızlarının gerçek yüzünü göremez; Gloucester da oğlunun ihanetini görmez. İkisi de gerçeği ancak acı çekerek ve “kör” olarak fark eder. Bu tema, “görmek” ile “anlamak” arasındaki farkı vurgular.
Unutulmaz Sözler
Kral Lear, Shakespeare’in en çok alıntı yapılan oyunlarından biridir.
- “How sharper than a serpent’s tooth it is to have a thankless child!” (Nankör bir evladın dişi, bir yılanın dişinden daha keskindir!) – I. Perde, 4. Sahne (Lear)
- “I am a man more sinned against than sinning.” (Ben günah işleyen biri olmaktan çok, kendisine günah işlenen bir adamım.) – III. Perde, 2. Sahne (Lear)
- “O, reason not the need.” (Ah, ihtiyacı sorgulama.) – II. Perde, 4. Sahne (Lear)
- “When we are born, we cry that we are come to this great stage of fools.” (Doğduğumuzda, bu büyük aptallar sahnesine geldiğimiz için ağlarız.) – IV. Perde, 6. Sahne (Lear)
- “As flies to wanton boys, are we to the gods; They kill us for their sport.” (Biz tanrılara, muzip çocuklara sinekler kadarız; onlar bizi eğlence olsun diye öldürürler.) – IV. Perde, 1. Sahne (Gloucester)
- “The wheel is come full circle.” (Çark tam bir tur döndü.) – V. Perde, 3. Sahne (Edgar)
- “Ripeness is all.” (Her şey olgunluktadır.) – V. Perde, 2. Sahne (Edgar)
- “Pray you, undo this button.” (Lütfen, şu düğmeyi çözün.) – V. Perde, 3. Sahne (Lear)
Eserin Önemi ve Etkileri
Kral Lear, Shakespeare’in belki de en zorlu ve en çok tartışılan eseridir. Karamsar atmosferi, trajik sonu ve felsefi derinliği nedeniyle yüzyıllar boyunca birçok yoruma açık olmuştur.
- Edebiyat: Oyun, Samuel Beckett, T.S. Eliot ve diğer birçok modern yazarı derinden etkilemiştir. Absürt tiyatronun öncülerinden biri olarak kabul edilir.
- Psikoloji: Oyun, özellikle “delilik” temasıyla, psikoloji biliminin ilgisini çekmiştir. Lear’ın çöküşü, travma ve akıl hastalığı üzerine yapılan tartışmalara ilham kaynağı olmuştur.
- Sinema ve Tiyatro: Kral Lear, birçok kez sinemaya ve televizyona uyarlanmıştır. Laurence Olivier, Orson Welles, Ian Holm ve Anthony Hopkins gibi büyük oyuncular Lear rolünü canlandırmıştır. Akira Kurosawa’nın “Ran” (1985) filmi, Kral Lear’ın bir uyarlamasıdır.
- Politika ve Felsefe: Oyun, iktidarın doğası, adalet, merhamet ve insan doğasının karanlık yönleri hakkında derin sorular sorar. Bu nedenle, siyaset felsefesi ve etik alanında da sıklıkla referans gösterilir.
Kral Lear, yüzyıllar önce yazılmış olmasına rağmen, günümüzde de güncelliğini koruyan bir başyapıttır. Aile içi çatışmalar, iktidar hırsı, yaşlılık, nankörlük ve adalet arayışı gibi temaları, her çağda insanın ortak sorunlarıdır. Bu oyun, insan olmanın acı gerçekleriyle yüzleşmek için bir ayna tutar.