Her biri ayrı bir duygu, her biri ayrı bir hikaye.
Bazen en ağır yük, sırtındaki çanta değil, içindeki “keşke”lerdir. Taşıdıkça ağırlaşır, bıraktıkça hafiflersin. Ama bırakmak da kolay değildir. Bir gün, bir sabah uyanırsın ve artık taşımayacağına karar verirsin. İşte o an, en büyük vedanı yapmışsındır. Kimse görmez, kimse bilmez. Ama sen bilirsin. Omuzların boşalmıştır.
──────────────────
Bir çay bardağının kenarına tutunmuş iki damla gibidir bazen aşk. Biri düşer, öteki de peşinden gider. Aslında düşmek değil korkutan, yalnız düşmek. İki damla aynı anda düşerse, hangisi önce gider kimin umurunda? Önemli olan, aynı bardağın kenarında tutunmuş olmaktır. Birlikte düşmek, birlikte buharlaşmak, birlikte gökyüzüne karışmak.
──────────────────
Bir yolcu, gideceği yeri bilmezse hiçbir yere varamaz. Ama bazen gideceği yeri bilmeden yola çıkmak gerekir. Çünkü yol, yürüdükçe görünür. Adım atmadan önünü göremezsin. Korkma. Yolun sonunu bilmesen de, attığın her adım seni bir yere götürür. Belki beklediğin yere değil, belki daha iyisine.
──────────────────
Bir kuş, kafeste doğmuşsa uçmayı bilmez. Ama kanatları vardır. İçgüdüleri vardır. Bir gün kapı açılır, çıkar. İlk kanat çırpışında düşer belki. Kalkar, tekrar dener. Uçmayı öğrenir. Sen de öylesin. Ne kadar kafeste kalmış olursan ol, kanatların hâlâ işlevini görür. Aç kapıyı. Düşsen de kalkarsın. Uçmayı unutmuş olsan da hatırlarsın.
──────────────────
Bazı insanlar yağmur gibidir. Gelişiyle toprağı kokutur, tozu dumana katar. Gidişiyle ardında bir serinlik, bir özlem bırakır. Islanmış toprak kokusunu hiç unutma. O koku, bir zamanlar yağmur yağdığının kanıtıdır. O da geçip gitti diye üzülme. Yağmur hep yağar. Belki başka bir baharda, belki başka bir toprağa.
──────────────────
Kendini anlatmak, resim yapmak gibidir. Bazıları suluboya sever, bazıları yağlıboya. Kimi çok konuşur, kimi az. Önemli olan, hangi fırçayı kullandığın değil, ortaya çıkan tablonun gerçek olmasıdır. Çarpıtmadan, süslemeden, olduğun gibi. Çizgilerin düz olmayabilir, renklerin uyumsuz olabilir. Ama bu tablo, senden bir parça taşıyorsa, işte o en güzel tablodur.
──────────────────
Bir mumun alevi rüzgarla söner. Ama aynı rüzgar, bir orman yangını başlatabilir. Sen de öylesin. Ne kadar küçük, ne kadar savunmasız göründüğün önemli değil. İçindeki alev, doğru yerde, doğru zamanda koskoca bir yangına dönüşebilir. Kül etmek için değil, aydınlatmak için. Işık saçmak için. Rüzgarın sana ne yapacağını değil, senin rüzgarla ne yapacağını düşün.
──────────────────
Bazı suskunluklar vardır, içine bütün okyanusları sığdırmışsındır. Dalgalar köpürür, sen sessiz durursun. Kimse bilmez içinde neler döndüğünü. O suskunluk, bir liman gibidir. Dışarısı fırtınalı, içerisi sakin. Ama o limanda tek başınasındır. Bazen yalnızlık, bir limanın huzurudur. Bazen de açık denize açılmak için son çağrı.
──────────────────
İnsan bazen kendi gölgesinden kaçar. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun, gölge onunla gelir. Kaçmak değil, barışmak gerekir. Gölgeni kucakla. O senin bir parçan. Karanlığın, aydınlığın kadar gerçek. Onu yok saydıkça büyür, kabul ettikçe küçülür. Dön ve bak. Gölgen hâlâ orada. Ama artık senden kaçmıyorsun.
──────────────────
Bir şarkının nakaratı nasıl defalarca tekrarlanırsa, hayatın da bazı dersleri öyle tekrarlanır. Dinlemediğin süre, aynı şarkı döner durur. Anlamak gerekir. Dur ve dinle. Bu şarkı ne anlatıyor? Neden hep aynı yerde takılıyorsun? Belki de değişmesi gereken sen değil, dinleme biçimindir. Kulağını değil, kalbini aç.
──────────────────
Kırık bir ayna, yine de yansıtır. Belki bütün değildir, belki çiziklidir. Ama yine de görürsün kendini. Parçaların her biri, sana farklı bir açıdan bakar. O çizgiler, o kırıklar, senin hikâyendir. Bütün olmayabilirsin. Kimse tam değil zaten. Önemli olan, kırıklarına rağmen aynaya bakabilmek. Ve yine de gülümseyebilmek.
──────────────────
Bir çiçek, açmak için en güzel zamanı beklemez. Ne zaman toprağa düşerse, orada kök salmaya çalışır. Şartlar uygun değilse bile dener. Sen de çiçekten öğren. Mükemmel anı bekleme. Şimdi, bu an, belki de tek an. Aç. Belki gören olmaz, belki koklayan olmaz. Ama sen açtın. Yaşadın. İşte bu yeter.
──────────────────
Bir nehir, önündeki kayaları aşmak zorundadır. Onları itip yok edemez. Sadece etrafından dolaşır, altından geçer, üstünden akar. Ama yine de denize ulaşır. Sen de öylesin. Hayatın önüne ne çıkarırsa çıkarsın, aşmanın bir yolunu bulursun. Bazen yavaşlayarak, bazen hızlanarak, bazen durup dinlenerek. Ama asla vazgeçerek değil.
──────────────────
Bir tohum toprağın altında karanlıkta bekler. Günler geçer, haftalar, aylar. Ne zaman geleceğini bilmez. Ama bekler. Çünkü bilir ki bir gün güneş onu çağıracak. Sen de bekleme anını. Hazır ol. Güneş çağırdığında, çık toprağın üstüne. Kimse seni beklemiyor olabilir. Ama sen kendini bekliyorsun.
──────────────────
Bazı rüzgarlar vardır, arkanda bıraktığın her şeyi alıp götürür. Tozunu, toprağını, yapraklarını. Sonra bir bakar ki her şey yeniden başlamış. Yeni bir tohum, yeni bir bahar, yeni bir umut. Bazen rüzgarın yıktığı şeyler, aslında yıkılmayı bekleyen, çürümüş, artık işe yaramayan şeylerdir. Rüzgara güven. O, neyi alıp götüreceğini bilir.
──────────────────
İnsan, göğe bakmayı unutmuş. Ne zamandır yıldızlara bakmıyor, ne zamandır bir dilek tutmuyor. Oysa yıldızlar hâlâ orada. Hâlâ parıldıyor. Hâlâ senin bir dilek tutmanı bekliyor. Tut. Ne kaybedersin? Küçük bir ümit. Belki de küçük bir ümit, bütün karanlığı aydınlatmaya yeter. Dene. Bu gece, camdan bak. En parlak yıldıza bir şey fısılda.
──────────────────
Bir kapı kapanınca, başka bir kapı açılır. Klişe belki. Ama doğru. Önemli olan, kapanan kapının ardında ağlamakla, açılan kapının eşiğinde durmak arasındaki süredir. Ne kadar çabuk toparlanırsan, o kadar az kaybedersin zaman. Ama acele etme de. Bazen ağlamak da gerekir. Ağladıktan sonra kalkmak şartıyla.
──────────────────
Bir dost, karanlıkta yanında yürüyendir. Elini tutmasa da sesini duyurur. “Buradayım” der. “Kaybolma” der. “Devam et” der. Sen de birine öyle ol. Işık olmayabilirsin, ama ses ol. Biri kaybolduğında duyulsun sesin. Biri düştüğünde “kalk” desin. İşte dostluk budur. Büyük sözler değil, küçük bir fısıltı.
──────────────────
Yaşlı bir ağaç, kaç fırtına görmüştür. Dalları kırılmış, kabuğu çatlamıştır. Ama hâlâ ayaktadır. Hâlâ yaprak verir, hâlâ gölge yapar. Sen de öylesin. Kaç fırtınadan geçtin, kaç dalın kırıldı. Ama hâlâ ayaktasın. Hâlâ birine gölge olabiliyorsun. Bu bile büyük bir zafer. Bu bile alkışlanmayı hak ediyor. İşte alkışlıyorum seni.
──────────────────
Bir sabah uyandığında, her şeyin aynı olduğunu göreceksin. Ama sen farklı olacaksın. Belki bir cümle okumuşsundur, belke bir şarkı duymuşsundur. İçinde bir şey değişmiştir. Kimse fark etmez, kimse bilmez. Ama sen bilirsin. İşte o sabah, hayatının en önemli sabahıdır. Çünkü değişim, sessizce başlar. Ve büyüyerek devam eder.